yolculukgunceleri
3 Takipçi | 30 Takip
01 01 2015

Sonun ve başlangıcın gününde-2

Sonun ve başlangıcın gününde…( 2 ) Aşağıdaki yazıyı yazmıştım geçen yıl bugün ve http://yolculukgunceleri.blogcu.com/sonun-ve-baslangicin-gununde/19942881 “Kutlanacak bir şeyin kalmadığı dış dünyaya doğru yola çıkmış olanlar için bir şeyler yapmam lazım. Beni temizleyip arındıranlar için çalışmam lazım.”demiştim… Bir yıl sonra ki sonun ve başlangıcın gününde 2014 e geri dönüp bakıyorum bugün. Kolay bir yıl geçirmedik… Öfkeyle bilendiğimiz, adalet duygumuzun, güven duygumuzun örselendiği, vicdanlarımızın yaralandığı, değerlerimizin sınandığı, yüreklerimizin acıdığı zamanlarda; Ülkemizin, dünyanın gittikçe ağırlaşan, derinleşen yaralarına tanıklık ettik. İnsan olmaktan utandık. Tüm bunların içinde doğan bir ruhun getirdiği özgürlük duygusunu, gözlerimizi yakan biberin, sisin, dumanın içinde dik durabilenlerin taşıdığı umut ışığında gördük… 2014 kişisel hedeflerimin gerçekleştiği bir yıl oldu. İçimdeki kırıklıkları, örselenmeleri onarmak için zaman ayırdığım, ruhumun balkonlarını yıkadığım, hafiflediğim, dış dünyaya doğru yola çıkanlar için çok çalıştığım bir yıl oldu. Zor günlerde yaşam amacımın, varoluş nedenimin farkındalığı ile çıktığım yolculuklarda bana akanlarla çoğalan nehrin yolunu bulmasına, dengeyi sağlamasına tanklık ettim. Karşılıksız vermenin insanı nasıl çoğalttığını bir kez daha deneyimledim ve zenginleştim. Şükran duydum bunun için. Hayatıma yön vermiş, rol modelim olmuş teyzemi, diğer sevdiklerimle yan yana ulu ağaçlar altında toprağa geri verdiğimiz gün dünya yolculuğumda bana rehberlik eden, yol gösteren, koruyan kollayan, sevgileriyle yaşatanların varlığıyla çoğaldım ve sahip oldu... Devamı

01 01 2015

Sonun ve başlangıcın gününde...

Sonun ve başlangıcın gününde… Bugün hep güzel dilekler akıyor tanıdığımız hatta tanımadığımız telefon numaralarından, sosyal ağlarımızdaki tanıdıklarımızdan, tanışlarımızdan,arkadaşlarımızdan, can dostlarımızdan, kaderin seçtiği aile üyelerimizden, kendimizin seçtiği gönül bağı aile üyelerimizden… İçimden bir şey kutlamak gelmiyor nedense benim. İç sesim çalış diyor. Yapacak çok işimiz var. Önce kendimizi onarmaya, ruhumuzdaki, bedenimizdeki yaraları, kalbimizdeki kırıklıkları onarmaya, her gün üstümüze karabasan gibi çöken ülke koşullarımızın geldiği noktadan, içimize çöken umutsuzluktan arınmaya ihtiyacım(ız) var. Dönüp geriye baktığımda kişisel tarihimde 2013 bana neler getirmiş neler götürmüş. Geçen yıl bu zamanlar yaşadığım canımı yakan duyguların şimdiki anlamsızlığına bakıp o duyguların yarattığı çöküntünün nasıl bana açılan aydınlık kapılara giden yol olduğunu fark etmek… Bazen kirli görünenin temizliğe gitmek için geçilmek zorunda olunan bir yol olduğunu fark etmek.Balkonumun bakımsız kaldığı günler sonrasında temizlenme haline bakıp ilk akan temiz suyun kire dönüşmesi gibi… O saflığın önce kirlenmesi, aktıkça daha büyük bir alanda temizliğe dönüşmesi gibi… Sonrasında gelen temizlik ve ferahlık kokusu gibi tozdan kirden arınmış bir balkon sefası gibi… O temizliğe başlamanın zamanı… Farkındalıkların açtığı kapıların önünü temizleyip kapıdan geçme zamanı. Kendi saflığımızdan gelen o durulukla elimize hortumu alıp önce iç balkonumuzu yıkamaya başlama zamanı…  Birikmiş tortuları, kirleri temizleme zamanı. Bazıları kısa bazıları uzun zaman isteyecek belki o ki... Devamı

17 12 2014

AMBULANS SESİ VE HAYATTA KALAN ONİKİ

Soma'ya Bir Köprü Güncelerinden... İnsana yapışan bir sıcak vardı bugün. Keyifli bir etkinliği daha bitirmiş. Konukları yolcu etmiş. Kaymakamlıktaki resmi işleride  tamamlamıştım. Üstü çardakla kaplı sokakta Alim Beyi bekliyordum dönüş için. Elimi yüzümü yıkayıp oturduğum yere döndüğümde sandalyelerin dolmuş olduğunu gördüm. Ortadaki masada iki genç arkadaş oturuyorlardı. Selamlaşıp boş sandalyeyi gösterip “Oturabilir miyim?” dedim. “Lütfen” diyerek davet ettiler.”Merhaba” diyerek oturdum masaya. Nasılsınız sorularına teşekkür ederek siz nasılsınızla başlayan bir sohbet başladı.  Psikososyal Destek Merkezindeki gönüllülerden sandığımdan “Siz de yeni gelen ekipten misiniz? diye sordum. Önce anlamadılar. Psiko-Sosyal Destek Merkezini işaret edince “Yok biz termik santralde çalışıyoruz. İşten çıktık burada bir çay içelim dedik” dedi uzun boylu olan. "Siz?" diye sorunca ”Yok sadece haftada bir gün geliyoruz, çocuklarla etkinlik yapıyoruz destek olmak için” dedim. Uzun boylu olan “ Nasıl durumları? Çocuklar unuturlar mı?” diye sordu.”Unutmayacaklar, biz de unutmayacağız bir yanımız hep hatırlayacak, belki hayatı normalleştirme çabası bizim ki, ama asıl üst katta psikologlarla yaşadıklarıyla baş etmeleri konusunda çalışıyorlar .” Daha kısa boylu mavi kareli gömlekli olan. “Valla unutulmaz , biz hala her ambulans sesi duyduğumuzda titriyoruz” dedi. “Evet ya hala kötü oluyorum her ambulans sesinde” diyerek sigarasından aldığı nefesi yukarıya doğru usulca bıraktı uzun boylu olan başını iki yana sallayarak. Birden sanki içimden bir şey boşaldı… Hani bir sandığın kutusu açılır ya i... Devamı

03 09 2014

SOMA YOLCULUKLARI-6

SOMA YOLCULUKLARI-6 Süleyman Bulut/ Kim Söyleyebilir Kim Söyleyemez/ 21 Ağustos 2014/Soma   Bu sabah İzmir trafiğinde bir sıkışıklıktır gidiyor. Soma Otobüsü otobanda sıkışınca gecikti. Akhisar Otobüsüyle yola koyuldum. Süleyman Bulut bir gece önceden gelmişti Soma’ya ÇYDD nin konuğu olacaktı bu sabah. TUDEM den gelecek etkinlikte kullanılacak kitapların merkeze ulaştığı bilgisiyle rahatlayarak sabahın hallerini seyre daldım yolboyunca… Elimde bir parça simit dilimde bir yanıltmaca; Simitleri susamlatsak da mı satsak, Susamlatmadan mı satsak; Yoksa susamlatmadan satsak da, Satın alanlara mı susamlatsak ?*    Yanıma Gülümser oturdu, yeşil gözleri, sürekli canım diyen diliyle… Bir parça simit uzattım. “Yok canım ben erken kahvaltı ettim” dedi. Bubasıyla konuştu telefonda, ineceği yeri öğrendi. Sonra bana döndü, “Hacıramanlı’ da iniyorum hep bugün bubam Saruhanlı’ya gitmişte, beni de oradan alacak. Gelin geldim İzmir’e beş yıl oldu. Zor oldu alışması uzak geldi önceleri ama şimdi alıştım işte gelip giderken”. Yeni otobüs sistemi şaşırtmış onu bugün. Karıştırmış yolları biraz. Evlilikte oturmuş zaten. İkisinin de ikinci evliliği imiş. Kocası çalışmasına izin vermiyormuş. Bir izin verse çalışacak, “İnsan isteyince her bi işi öğrenirmiş zaten”. Ama kocası kıskançmış, “Aslında işine gelmiyor ya” diye ekledi… “Ah bu ülkenin kadınları” diye geçirdim içimden… İsteseler nasıl güzel bir dünya yaratabilirler o içlerindeki gizli güçle… Gözüm tarlalarda bir yandan. Tütünlerin uç kırımları da yapılmış çoğu tarlada. Çiçekleri tohuma bırakılmış. Birkaç &uum... Devamı

21 08 2014

SOMA YOLCULUKLARI-5

Sara Şahinkanat/ Yavru Ahtapot Olmak Zor/ 14 Ağustos 2014/Soma Yavru ahtapotun yolculuğu hafta başından başladı. İstanbul’dan yol arkadaşlarıyla birlikte yola çıktı Salı günü. Sevgili Cafer her zaman ki desteğiyle bu yolculuğu başından sonuna takip etti. Yavru Ahtapotun annesi Çarşamba akşamından İzmir’e uçtu. İzmir’e gelmişken Kordon’da bira patates yapmamak olmazdı. Sanki uzun yıllardır tanışıyormuşçasına başlayan sohbet İzmir’in imbatına karıştı keyifli bir esintiyle. Perşembe sabahı Soma otobüslerinin durağında bizi bir sürpriz bekliyordu. Asker sevkiyatı vardı. O nedenle doluydu Soma’ya gidenler. Akhisar Otobüsünde yer bulunca bindik hemen. Sara dinlenirken  Yavru Ahtapotun henüz Soma’da ulaşması gereken yere ulaşmadığını öğrendim. İstanbul-Manisa-Soma görüşmeleriyle etkinlik yapacağımız yere ulaştı bilgisi geldi. Artık yolu izleyebilirdim. Bu yolculuklarda Manisa ovasından başlayarak doğanın bu mevsimdeki ritmini izlemek sakinleştirici oluyor. Üzüm bağlarında üzümler salkım salkım. Kış mevsiminde dik bir gövdeden zeybek gibi yukarı kalkan kollarını izlediğim asmalar yeşil giysileriyle şimdi… Kısa bir süre sonra kızaracaklar… Bağ bozumu henüz başlamamış bu tarafta. Oysa bugün Urla’da Bağ Bozumu Şenlikleri var. Akhisar’a ulaşıyoruz ve hiç beklemeden Soma dolmuşuna biniyoruz. Hava çok sıcak.  Araçların klimalı olması rahatlatıcı. Dolmuşta Samsun’dan gelen askerler var. Traşlı başlarıyla hemen belli ediyorlar kendilerini. Yüz yetmiş kişi gelmişler. Kırkağaç’ta boşalıyor dolmuş. Bu sefer pazara gelmiş teyzeler biniyorlar koyu renkli çiçekli şalvarlarıyla… Gülümsüyor biri bize. “Nerelisin*” diyor. Sohbet ediyoruz. Pazara inmemiş bugün çarşıya gitmiş. Ö... Devamı

17 08 2014

SOMA YOLCULUKLARI-4

SOMA YOLCULUKLARI-4 Gülsüm Cengiz/ Herkesin Bir Öyküsü Var/ 7 Ağustos 2014/Soma Bugünün yolculuğu dünden başladı yine… Gülsüm Hanımın sabah ÇYDD Eğitimevi’nde de bir etkinliği olacağı için bir gece önceden Soma’ya geldi. Soma Sosyal Hizmet Merkezi Müdür Vekili Fatma Hanım ve Soma Bakım ve Rehabiltasyon Merkezi Müdür Vekili Cafer Beyin konuğu olarak huzurevinde konakladı. Sabahtan ona eşlik etmek üzere bir gece önceden ben de Akhisar’a anababa evine gitmiştim. Sabah Soma’ya doğru yola koyulduğumda etkinliğin ismine uygun öyküler bekliyordu beni otobüs durağında. Elimde çantalarla durağa geldiğimde daha öncede durakta gördüğüm çakır gözlü postacı durak bankında oturuyordu. “Abla kaçırdın dolmuşu” diyerek karşıladı beni. Günaydınlayıp yanına oturdum Postacı Fevzi’nin. 22 yıldır buradan binermiş posta aracına. Sabah Manisa’dan çıkan posta arabası Saruhanlı’ya uğrar yeni postaları bırakır, sonra Akhisar postanesine uğrar ardından Fevzi’yi duraktan alıp Soma’ya gidermiş. Akşamda aynı güzergahı bu kez giden yeni postaları alarak tersine tekrarlarmış. Soma’da çok yaşanacak bir şey yokmuş, eşi, Allah bağışlasın iki çocuğu da istememişler Soma’ya yerleşmeyi. Postacı Fevzi’ye her sabah gidip her akşam dönmek kalmış. “Olsun be abla yok bizim aksarımız gibi” diyerek halinden memnuniyetini dile getirdi. Göçmen dili hi hecesini yutmuştu Akhisar derken. Beni merak etti. Kimlerdendim.  Yaşını söyledi benimkini sordu aramızda bir yaş  vardı, “Olsun be abla sen benim ablammışsın zaten” dedi. Onbeş günde bir mi gidiyordum Soma’ya… “Her hafta gidiyorum” dedim. “Geçen hafta yoktun” dedi. &ldq... Devamı

06 08 2014

SOMA YOLCULUKLARI-3

Sevgi Koşaner/ Bir Varmış Bir Yokmuş/ 24 Temmuz 2014 Zorlu bir hafta oldu duygusal açıdan bu hafta. Geçen haftaki Yaratıcı Çamur Atölyesi hem çocuklar açısından hem de benim açımdan bir terapi sürecini beraberinde getirdi. Babanın mezarına yapılan armağanın yapılış aşamaları ve son halinin ben de yarattığı çarpan etkisi büyük oldu. Yaşattığı duygusal yoğunluk için TPD İzmir Şubeden Ayperi aracılığı ile Psikolog Deniz’den büyük bir destek geldi. Deniz’le yaptığımız travma temizleme çalışması iki açıdan önemli oldu. Biri Sosyal Hizmet Merkezi’nde böyle bir çalışmayı yaparak hedef kitleye ulaşabilme olanağıyla birlikte psikolojik destek alan çocuklarla çalışan profesyonellere de, izlenen çocuklarla ilgili süreci aktarabilme olanağı olmasıydı. Sanat yoluyla yapılan bilinçdışı bir çalışmaya olanak sağlayarak bir çocuğun babasıyla vedalaşabilmesine fırsat sağlayacak iyi bir iş yapmıştık. İkinci ayrımsadığım şey ise 99 Marmara ve Düze depremlerinin bizim için büyük bir okul olduğu gerçeğini bir kez daha fark etmek oldu. Yaşanan acılardan bir ders çıkarılmıştı. Meslek dernekleri kendilerini ve üyelerini geliştirmiş, müdahale süreci ve boyutlarını genişletmişlerdi. Yaşanan felaketlerin mağdurları kadar, süreç içinde görev alanların, gönüllülerin de travma temizleme çalışmalarının içinde yer almasını sağlayarak profesyonel bir dayanışma geliştirmişlerdi. Sahada bilincinizin ve bilinçaltınızın algıladığı o kadar çok şey oluyor ki. Çoğunlukla farkına varmadığımız bu algılamalar, anlamlandıramadığımız fiziksel ağrılara, duygu durumlarına neden olabiliyor. Bunları çok ta farkındalığımız olmadan evimize, ailemize taşıyoruz. Ruhumuzu korumak için de mu... Devamı

06 08 2014

Soma'dan-Babayla Vedalaşmak

Parmağımın ucunda… O yaşsız göz…Sözcüksüz dudaklar… İçe atılan dile gelmeyen duyguların, henüz doyulamayan bir kucaklamanın, sonsuz karanlığın derinliğinde nefessiz kalan bir sevgiliye dokunamayışın… O nefessizliğin nefese dönüşmesinin bir yolu olmalıydı… Çamur önce avuç içleriyle yoğruldu,sonra parmaklar dokundu kaybedilene dokunur gibi. Yüklendi tüm duyguları parmak uçları .  Bir beden yapıldı önce göğe uzanan… Sonsuzluğun derinliğinden gökyüzüne uzanan bir gövde gibi… Eller buluştu tekrar çamurla… Minik dokunuşlarla şekillendi o sonsuz uykunun yatağı. Özenle yerleştirildi beden içine. İki kol uzandı yumuşak yatağından gökyüzünü kucaklarcasına… Artık nefessiz değildi… O minicik yüreğe sığmayan, gözünden akamayan, dudağından dökülemeyen sevgi, parmak uçlarında şekil buldu. Dal dal yaprak yaprak çiçeğe dönüştü. Artık nefes alan gövdenin yattığı sonsuzluk yatağını, içinden dışına kocaman çiçekler sarmaladı… Kuru bir yaprak yorgan oldu göğe uzanmış gövdenin ayaklarına… Mezarın üstü ise açık bırakıldı rüzgarların esintisine, gökyüzünün rengine… Bütün kelimeleri, gözyaşını yüklenen parmak uçları… Akıttı gözyaşını, açtı kilitli dudakları sessiz dokunuşlarla işledi toprağı, dönüştürdü içindeki her şeyi… Kalbinde bir yangın sonrasının hüznünü, bir yağmur serinliğinin ferahlığını hissetti o mübarek eller… Bir karanlık yangında kaybedilen nefessiz kalmış bir babanın nefesi olan öpülesi o mübarek eller… İki avucunun arasında sundu armağanını&hel... Devamı